Burkay; Din-Siyaset ilişkileri-1 -///=> ANP
Burkay; Din-Siyaset ilişkileri-1
2009-02-01  
Medlerin bilgesi, peygamberi Zerdüşt, bu eski tanrıların çoğunu, güneşi, ayı, fırtınayı ve ötekileri tanrılık elbiselerinden soydu, sadece iki soyut, göze görünmeyen tanrı bıraktı: İyilik, sıcaklık, bereket tanrısı Ahuramazda (Hürmüz) ile kötülük, soğuk, kıtlık ve savaş tanrısı Ahriman... Bu ikisi birbirleriyle çekişip durdular.
Kemal Burkay : Din-Siyaset ilişkileri - 1
Din nerdeyse insanlığa yaşıt
Maymundan insana evrimlenen, iki ayağının üstüne kalkan, avlanmak ve kendini korumak için sopa ve taş kullanan, giderek taşı birbirine sürtüp yontan, cilalayan, çakmaktaşından balta ve bıçak yapan, sırtlarına hayvan postlarını geçirerek soğuktan korunan ilk atalarımız, gecenin karanlığını bitiren şafağa, orada akkordan bir alev yumağı gibi görünen güneşe baktıkları zaman neler duymuşlardı acaba? Besbelli bir huşu, bir hoşnutluk... Işığı ve sıcağı, bir başka deyişle hayatı getiren her günkü bu değişimi hep şükranla karşılamışlardır sanırım.
Güneş onlar için olağanüstü bir şeydi, kutsaldı ve bir tanrıydı.
Geceleri karanlık bastıktan sonra gökyüzünde görünen ay da...
Bu nedenle onlar ufukta bir “nur topu” gibi belirdiği zaman ellerini yüzlerine götürüp güzel sözler söylediler onlara, teşekkür ettiler, minnettarlıklarını dile getirdiler. Bu sözler ilk dualara dönüştü.
Atalarımız hem sevdiler onları, hem korktular onlardan. Çünkü güneş ve ay gidince ürkütücü karanlık basardı. Bazen soğuk onları dondururdu. Bu yüzden baharları, yaz mevsimini hep coşkuyla karşıladılar... Baharları kutlanan nice fest gibi, Newroz geleneği de kayanağını o dönemlerden alır.
Fırtınadan, selden, yangından da korktu atalarımız. Doğa içindeki esrarengiz ya da doğaüstü bir gücün onları harekete geçirdiği kanısındaydılar... Bu nedenle ateşi ve fırtınayı da birer kutsal özne gibi açıkladılar, ya da onların her birinin ardında bir tanrının elini aradılar. Böylece atalarımızın tanrıları çoğaldı: Güneş, ay, fırtına, deniz tanrıları vb...
Erkek tanrılar, kadın tanrıçalar... Savaşı, güzelliği, adaleti, bereketi temsil eden tanrılar... Çoğu zaman da aralarında bir ana tanrıça ya da baba tanrı, baş tanrı... Bir başka deyişle insanlar tanrıları yere indirdiler; hırsları, tutkuları, aşkları, kavgaları, güçleri, erdemleri ve zaaflarıyla kendilerine benzettiler...
Bu işin ustaları, bir dönem sözün ve sanatın da ustası eski Yunanlılar oldular; onların herkesten çok tanrıları vardı.
Sonra sonra Medlerin bilgesi, peygamberi Zerdüşt, nasıl ettiyse bu eski tanrıların çoğunu, güneşi, ayı, fırtınayı ve ötekileri tanrılık elbiselerinden soydu, sadece iki soyut, göze görünmeyen tanrı bıraktı: İyilik, sıcaklık, bereket tanrısı Ahuramazda (Hürmüz) ile kötülük, soğuk, kıtlık ve savaş tanrısı Ahriman... Bu ikisi birbirleriyle çekişip durdular.
Bu da yüzlerce yıl sürdü...
Derken Musa insanlara tanrının tek olduğunu vaaz eden ilk peygamber olarak sahneye çıktı. Musa’nın tek tanrısı, tüm iyi vasıflarıyla Zerdüşt’ün Hürmüzü’ne denk düşüyor. İşi kötülük yapmak, savaş çıkarmak, insanların canını yakmak olan Ahriman ise tanrı mertebesinden böylece indirilmiş, giderek “Şeytan” olarak sıfatlandırılmış oldu... Böylece dinde düalizmden tekçiliğe ilk büyük adım atılmış oldu.
Ama bizim kökleri ta Zerdüştiliğe uzanan Yezidi (Êzdi) kardeşlerimiz bu işe itiraz ettiler. Onların, tek tanrılı dinler mensuplarının şeytana karşı küçümseyici ve öfkeli tavrından rahatsız olmalarının kökeninde, Zerdüştiliğe göre Hürmüzle eşdeğer bir tanrı olan Ahriman’a yapılan bu haksızlık yatar. Onlar, her inanç sahibi gibi bu konuda çok hassastırlar ve belki benim bu yazdıklarım bile canlarını sıkabilir... Oysa Êzdi kardeşlerimiz aynı zamanda benim kendilerine dost olduğumu, onların inancını –aslında hiçbir inancı- hor görmediğimi, dini inançlar arasında hiçbir ayırım yapmadığımı bilirler.
Niyetim hiç kimsenin inancını küçümsemek değil, dinlerin tarihsel gelişimi yönünde birkaç söz etmek.
Êzdiliğe gelince, Kürtlere özgü bir inanç, ya da, bilindiği kadarıyla ilk kez Kürdistan’da ortaya çıkmış ve Kürtlerin dışına yayılmamış, orada kalmış. Bir dönem Êzdi inancı Kürtler arasında oldukça yaygındı. Sonra Hıristiyanlığın, ardından Müslümanlığın sıkıştırması ve bölgedeki egemen güçlerin türlü baskılarıyla mensupları giderek azaldı, bir çok Kürt aşireti bu inancı terk ederek Müslümanlığı seçtiler. Yine de Êzdilik tümden silinip gitmedi. Onun kutsal merkezi olan Güney Kürdistan’daki Laleş ve çevresi başta olmak üzere, hâlâ Kürdistan’ın tüm parçalarında, Ermenistan ve Gürcistan’da ve şimdi bir bölümü Avrupa’da yaşayan epeyce Êzdi Kürt var.
Tekrar konumuza, dinlerin gelişim sürecine dönersek, Musa Peygamber’le gelen ilk tek tanrılı dinin, Museviliğin ardından başka peygamberler ve başka dinler de geldi. Bunların en önemlileri İsa ve Muhammed peygamberlerin eliyle vaaz edilmiş olan Hıristiyanlık ve Müslümanlıktır.
Elbet hepsi bundan ibaret değil; dünyanın başka yerlerinde, Budizm, Brahmanizm gibi yaygın ya da daha küçük boyutta, adlarını bile bilmediğimiz bir dizi farklı dini inanç var. Şu son yüzyıllarda Afrika, Latin Amerika, Okyanus adaları bir bölümüyle Müslüman, bir bölümüyle Hıristiyan olmadan önce kim bilir oralarda nice kabile dini vardı, o dinleri temsil eden nice ruhani lider, nice büyücü...
Böyle olması doğal. İnsanoğlunun ve de kızının hayat sürecinde her şey gibi din olgusu da büyük bir çeşitlilik, renklilik gösteriyor. Yani her şey şu bizim Kemalist ve de Müslüman “tekçiler”in, gösterdiği gibi değil. Doğada ve toplumda tek renk, tek biçim yok. İyi ki yok; öyle olsa bu dünyada yaşanmazdı. (Türkiye’de yaşamanın zorluğu ortada; zaten bu yüzden, bir yandan generaller, bir yandan sevgili Recep bize habire, “Ya bizim gibi olun ya da çekip gidin!” diyorlar...)
Tabi dinin bir özelliği, adı üzerinde “inanç” olması. Yani öyle inandığın için öyledir. İnandığın şey üzerinde tartışmazsın da... Her inancın mensubu tapındığı şeyin, izlediği inancın en doğru, en “hak” olduğu kanısındadır. Bu yüzdendir ki onu değiştirmek, başka bir inanca yönelmek kolay bir iş değil. Bu bazen kılıç zoruyla olur, ya da olmuş gibi görünür; gerçekte olmaz. Çünkü inanç yürekte, asıl olarak da beyindedir; değişmiş gibi görünse de içten içe yaşar. İnancın değişmesi için o yüreğin ve beynin değişmesi gerek. Bu da zordan çok ikna ile olabilecek bir şey.
Bunun içindir ki, Musa’nın, Apis öküzüne tapınmaktan kurtardığını sandığı ve Nil’i ortasından yararak Firavun’un kılıcından da kurtarıp Kenaneli’ne götürdüğü Yahudiler, orda da ilk fırsatta altından bir dana putu yapıp önünde yeniden secdeye durmuşlardı. Neyse ki Musa’ya Turi Sina’dan gelen “On Emir” imdada yetişti... Kısacası bu iş öyle kolay olmadı!
Sevgili okurlar, ben Musa ile Apis öküzüne tapanlar arasındaki çekişmeyi anlarım da, tek tanrıya inanan Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki bu kan davalarını, bu acımasız savaşları anlayamam.
Kendi inançlarına göre hem Musa, hem İsa, hem Muhammed, Tanrı’nın peygamberi değiller mi? Üçüne de birer kutsal kitap inmemiş mi? Bu kutsal kitapları gönderen aynı Tanrı değil mi? Öyleyse neyi paylaşamazlar; niçin yüzyıllar, hatta binyıllardır böylesine birbirlerini yok etmeye çalışırlar, birbirleriyle savaşırlar, birbirlerinin canını acıtırlar, anlayamam.
Acaba öbür dünyada cennete gidince orayı nasıl paylaşıyorlar? Yoksa her birinin cenneti, cehennemi ayrı mı?..
Yoksa aslında başka şeylerin kavgasını ederler de din bir bahane mi? Yani onu bir araç olarak mı kullanırlar?
Ben bugün aslında tümüyle din-siyaset ilişkilerini konu alan bir yazı yazmak için bilgisayarımın başına oturmuştum. Ama şansınıza din üzerine böylesi bir sohbet çıktı. Ne yapalım, bu haftalık bununla idare edin!
 


Print


.
2016-12-03 - 17 :56    SABAH`ın REZALETİ ve UTANÇ HABERİ
2016-01-22 - 16 :31    Qazî MIHEMED: DÜŞMANLARINIZA ALDANMAYIN
2016-01-07 - 15 :30    KÜRT TARİHİNIN GİZLİ HAZİNELERİ AÇIKLANIYOR
2015-05-24 - 00 :52    Osmanlılar ve Acemler Arasında Kürdler
2015-05-24 - 00 :35    “Azeriler ve Ermenilerin Kürdlere karsi soykırımi”
2015-03-28 - 07 :54    Arap şövenistleri Rojavayı nasıl Araplaştırdı ?
2015-03-28 - 07 :43    Susuz Hoşgeldi köyünden Başbakan Davutoğlu’na çağri
2014-12-20 - 08 :33    ŞENGAL işit vahşetinden KURTARILDI !
2014-04-26 - 17 :07    Kürt imamlardan Ermenilerin korunması için fetva
2012-12-05 - 16 :43    Ninelerimizin Ermeni komşuları
2012-11-24 - 15 :54    Müslümanlar Ermenilerin nesi olur?
2012-08-18 - 00 :21    Rusya’nın Ortadoğu politikası
2012-04-03 - 02 :37    Sabri Atman : Süryani Soykırımı kabul edilsin
2012-01-17 - 00 :26    Federal Kürdistan’da politik islamin anatomisi
2011-12-28 - 00 :12    Diken : Fıleleri kaybettiğimizde coğrafyamiz da yoksullaştı
2010-11-21 - 01 :11    Cumhuriyet Kürdlere Ne Kazandırdı?
2009-08-27 - 23 :26    Kafkasya Kürdistan`ının iadesi
2009-02-17 - 02 :45    Burkay : Din-Siyaset ilişkileri-3
2009-02-13 - 01 :44    Burkay: Din-Siyaset ilişkileri-2
2009-02-01 - 00 :01    Burkay; Din-Siyaset ilişkileri-1



About us  |  Contact information
Copyright 2008, ANP. All rights reserved.
Powered by Med Diplomatic